Yazı Detayı
03 Ocak 2018 - Çarşamba 11:10 Bu yazı 509 kez okundu
 
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Abdurrahman Arslan ‘Kalbin Akletmesi’ adlı eserinin ilk iki bölümünde ‘Düşünce’ ve ‘İslam Düşüncesi’ üzerine fikirlerini paylaşır.

 

Yazara göre, ‘düşünme, aklın faaliyetidir’.

 

Düşünmek; çevreyi okumak, tanımlamak ve yorumlamak demektir.

 

Yine düşünmek, varlığı, zamanı, mekanı, sosyal ve siyasal hayatın her an değişen ve dönüşen hafızasını ve arşivini, bir halden bir hale geçen insanı, tabiatı, hayvanatı kendi bağlamında ve çapraz gözlemlere tabi tutarak anlamlı bilgi öbekleri oluşturmak yani tanıma ve anlama faaliyetidir.

 

Arslan’a göre, hakikate dair çalışmalarda batı düşüncesi ‘açıklama ve yorumlama’ yaparken, İslam düşüncesi ‘tanıma ve anlama’ yapar.

 

Bu bakışların arka planındaki espri şudur: İslam düşüncesinde hakikat arayışı yoktur. O, zaten verili bir bilgidir. Batı ise bu veriden mahrum olarak her daim hakikati kendi atölyesinde ve kendi zihin malzemeleri ile açıklama, yorumlama çabasındadır.

 

Yazara göre ‘bilgi’, tanıma ve anlama faaliyetinden hasıl olandır.

 

Bunun yanında her bilginin üç niteliği vardır: kaynak, yöntem ve araç.

 

Yine yazara göre bütün bilgi kümeleri bilgi ve iman açısından aynı karaktere sahiptir. Her bilgi türü iman eden müminlerine sahiptir; gelişimini ve hayatiyetini kendi müminleri üzerinden sürdürür.

 

Bir diğer husus ise tüm bilgi çeşitlerinin mutlaka bir sosyo-kültürel ve tarihi arka planla soy kütüklerinin olduğu ve bunun da bilgiyi tarafsız olmaktan çıkarttığı yönündedir. Yazara göre tarafsız bilgi yoktur; beslendiği ve büyüdüğü mecraların rengini, dilini ve tarzını yüklenen ve daima taraf olan bilgi vardır.

 

Bu saptama bize merhum Ali Şeriati’nin ‘dinsizlik yoktur, dinsizliğin kendisi bir dindir’ tespitini hatırlatır.

 

Buna göre: insanlığın şahit olduğu her bilgi tecrübesinin mutlaka bir dini vardır, dinsiz bilgi olgusu tarih sahnesinde görülmemiştir ve görülemez de.

 

Arslan, bir kavramsallaştırma önerisi olarak ‘İslam düşüncesi’ yerine daha yakın ve daha dokunulabilir bir ifade olarak ‘Müslüman düşüncesi’ni önerir. Bu da İhsan Süreyya Sırma’nın İslam tarihi yerine ‘Müslümanların Tarihi’ kullanımı ile yine birçok Müslümanın İslam Dünyası yerine Müslüman Dünyası terkiplerini tercih etmelerini hatırlatır. Benzer bir terkip müzakeresini de devrim sonrası kaleme aldığı bir kitapta Murtaza Mutahhari, ‘İslam Devrimi’ mi ‘İslami Devrim mi’ tartışmasında yapmıştı.

 

Arslan, Türkiyeli okurların ‘Tevhid’, ‘İslam Düşünce Atlası’ ve ‘Bilginin İslamileştirilmesi’ gibi eserler üzerinden tanıdığı Filistinli akademisyen İsmail Raci El-Farukiye de bilgiyi İslamileştirmek çalışması üzerinden eleştiri getirir ve  ‘Faruki’nin yaklaşımı yeni bir bilgi üretmiyor, sadece var olan bilgiyi tasnif ederek ‘yakın ve uzak’ bilgiler kategorisi yapıyor’ der.

 

Yazara göre Faruki’nin çalışmasında bir bilgi üretimi olmayıp sadece var olanın ayıklanması vardır.

 

Bu tespit teknik olarak doğru olsa da ‘ayıklama’ işinin kendisi de hakikate yakın durmaya dair bir çaba ve vahye uygun bir yoğunlaşmadır. Zira hatırlanacağı üzere Mekke şirk sitesinin bilgi dağarcığındaki konuların bir kısmı vahiy tarafından red edilmiş diğer bir kısmı ise tashih edilmek üzere alınmıştı. Aslında bu yönüyle vahiy de bir tasnif yapmış, yanlış bilgiyi uzak tutmuş, eğrilmiş bükülmüş bilgiyi ise doğrultarak sahip çıkmış, içselleştirmişti.

 

Bu açıdan bakıldığında Faruki’nin çabası bilgi üretimi açısından yepyeni bir bilgi konsepti sunmasa da bilginin kimliği ve aidiyeti ya da M. Foucault’nun tabiriyle soy kütüğü üzerinden sahih bağlam kurma imkanı tanıdığından önemlidir.

 

Arslan son derece isabetli tespitler ile ‘Akletme süreçlerimize Müslümanca olmayan girdiler sokulduğundan ürettiklerimiz İslami bilgi değildir’ diyor.

 

Bu yaklaşım da bizlere Seyyid Kutub'a ait düşünme yöntemini hatırlatır. Hatırlanacağı üzere Kutub, sahih akideyi merkeze alan etütlerinde ısrarla inancın ve ona bağlı olarak bilgi ve hareket metodunun birlikte rabbani olması tezini işleyerek hakikate mesafeli bilgi ve yöntemin bizim olmadığını ve bundan da nihai sonuçlar alınamayacağını savunuyordu.

 

Onun içindir ki, Kürşat Atalar’ın da isabetle vurguladığı gibi, Kutub, Şeriati ve İkbal niteliği vurgulayan, 'etkin olmak için yetkin olmak şarttır' ilkesinden hareketle bilinci amele ve biate öncelemişlerdir. Bu tezlerinin ispatını da kendi hayatlarında organizasyonlardan uzak niteliksel süreçlere dair müstakil çabalar ile ortaya koymuşlardır.

 

Yine, ‘Müslümanlar özgün bilgi üretemiyor. Bu, hakim kültürün bizi yönlendirmesinin sonucu’ diyerek yüzyıllara dayanan bir eksiğimize, körel-til-miş duyargalarımıza dikkat çekiyor.

 

‘İslami hakikati başka bağlamların inşa ettiği ortamlarda anlamaya çalışıyoruz. Oysa başkalarının kelimeleri ve yöntemleri ile İslam anlaşılamaz ve İslami bilgi üretilemez’ tespitleri de yine son derece isabetli duruyor.

 

Bir şerh koyarak şunu eklemekte fayda görüyorum: yazarın kastettiği başkaları dışımızdaki figürler olsa da benzer düşünsel tahribatı yapan içimizdeki figürleri de hatırlamak ve onların da aklına temel oluşturan ana bileşenleri deşifre etmek durumundayız. Zira, ‘kaynak, yöntem ve araç’ konusunda arınma ve inşa süreçleri hem dışarıya hem de içeriye karşı eş anlı olarak yapılırsa anlamlı olacak, makul sonuçlar verecektir.

 

Bilgi ve hayat ilişkisi üzerine yaptığı değinilerde, neredeyse tamamen mesafe koyduğu Fazlur Rahman’ın ‘Kur’an’a sorular sormalıyız’ önermesini ele alır. ‘Kur’an ve sünnet üzerinden hayata bakmak gerekirken, hayattan Kur’an ve sünnete bakma yanlışı yapılıyor’ der. Ve Fazlur Rahman önermesine karşı, zımnen, ‘Kur’an’a sorular sordurtmalıyız’ teklifini geliştirir.

 

İki önermenin de bilgi ve akla dair izlekler açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Dinamik ve kuşatıcı karakteri ile bilgiyi ve ürünlerini sınırlamak her daim hakikate doğru yürüyüşün adı olan tevhid düşüncesini kayıtlamak olacaktır ki bu isabetli görünmüyor.

 

Arslan, ilerleyen sayfalarda bilgi ve hayat arasındaki kopukluğa dikkat çeker. Modern dönemlerde hayatı tanzim eden bilginin kadim bir hikemiliğe dayanmadığını ve popüler kültürün aracı ve taşıyıcısı olmaktan öteye anlamının olmadığını ifade eder.

 

Gerçekten de, İdeolojiler ve özellikle de kapitalizm elinde yıkıcı ve köleleştirici bir silaha dönüşen bilgi, felah, saadet, barış, adalet, paylaşım gibi hayatı inşa eden kurucu ve kollayıcı kolonları unutturmuş durumda. İstihsal ve tüketim mecrasında adeta bir dişliye dönüşen bilgi, egemen ideolojinin muhkemleştiricisi ya da Althusser’in deyişiyle ideolojik aygıta, Baudrillard’ın deyişiyle de simülasyona dönüşmüş durumda.

 

Yazar, Düşünce ve kronoloji konusunda batıdaki klasik çağ, orta çağ, modern çağ kategorilerini eleştirir. İslam düşüncesinin zaman içinde sürekli olma karakterini öne çıkarır ve en fazla cahiliye dönemi kavramsallaştırması ile bir kategori yapılabileceğini söyler.

 

Batı düşüncesine dair etütlerini derinleştiren Arslan, batıda esas olarak iki düşünce olduğunu söyler. Bunlar kanonik ve bilimsel düşüncedir ve ikisi de tekçi, tekelci, ötekileştirici, baskıcı ve alternatifini yok edici bir sıfata sahiptir.

 

Arslan’a göre, Batı aklı, bilginin kendisine karşı daima üstün olma duruşundadır. Bu aklın refleksleri hem kanonik tarzda hem bilimsel bilgi tarzında değişmeyen kibir ve egoya sahiptir.

 

Hatta denilebilir ki, Rönesans’la başlayan ortaçağ skolastisizmi ile yani tanrı, kilise, manastır ve ruhban sınıfı ile savaş, içerideki iktidar kavgası olarak gerçekliğini korurken, kanonik bilgi bilimsel bilgi postuna bürünerek yoluna devam etmiştir.

 

Kısacası, teolojinin yerini fizik bilgisinin alması, fizik içinde saklı bir teolojinin tezahürü olarak alınmalıdır.

 

Oysa Müslümanların tarihinde cami ve bilgi ilişkisi daima canlı ve merkezi bir rol oynamıştır. Şehir hayatının başat aktörü olarak cami, buluşmanın, bilişmenin, sohbetin yeri olduğu gibi kendi üzerinden üretilen bilgiye toplumsal itibarın da somut formudur.

 

Batıda bilgi kilisenin denetiminde ve bilginin rahmi manastır iken doğuda bilgi cami ve medreselerde olmalı tezini işler.

 

Buradan hareketle Arslan, batı ve doğu bilgi sistemlerini entelektüel ve alim kavramları üzerinden karşılaştırır: ‘Entelektüel için bilgi ve ahlak ayrımı vardır. Alim ise bilgi ahlakı ile sınırlıdır. Alim hayatın içinde ve hayata dokunan bilginin taşıyıcısı ve sürdürücüsüdür’ der.

 

Arslan’ın aydın ya da entelektüel yerine alim kavramını kullanması düşünce dünyasındaki iç tutarlılık olarak not edilmelidir. Zira farklı eserlerinde ısrarla kendi dilimizi kurmayı ve kullanmayı öneren Arslan bu tercihi ile zihin inşasına dair tutarlı bir örneklik sergilemiştir diyebiliriz.

 

Batı ve doğu bilgisi kümelerini referans noktalarından ele alarak, ‘batılıların referansı rasyo denilen akıl ve kendi tecrübeleri iken Müslümanların referansı vahiy ve nübüvvettir’ der.

 

Arslan, vahiy ve nübüvvet referanslarına haklı olarak dikkat çekerken şurasını izaha muhtaç bir alan olarak geçiyor: 1- Vahiy (kaynak) korunmuş bir metin olarak mevcut olsa da ona dönük anlama ve tanıma faaliyetlerinde kullanılan araç ve yöntem akıl ürünüdür. 2- Nübüvvet kurumsal olarak imanın konusudur ve müminlerin inanç esaslarındandır. Ancak bu referansla söylenmek istenen peygambere atfedilen rivayet kültürü ise bu da hadis usulünün konularındandır.

 

Görüldüğü gibi iki maddede geçen hususlar da aklın meşguliyet alanları ve ürünleridir.  O halde, batılı anlamdaki rasyodan bağımsız olarak, vahiy ve nübüvvetin sayısız işareti, emri ve tavsiyesi ile fikretmek, fıkhetmek ve akletmek bizim bir diğer referansımız olmalıdır.

 

Batının hikmet ile karşılaşmasının da sorunlu olduğunu söyleyen Arslan, ‘Grek/Helen kültürü antik çağda da sonraki zamanlarda da hikmet ile her karşılaştığında onu deforme etti, tahrip ederek maddileştirdi’ tespitinde bulunur.

 

Yazara göre ‘Doğu, hikmeti içkinleştirmiş batı ise aşkınlaştırmıştır’. Bu da kavramın gücünün tezahür alanlarını farklılaştırmış ve yeteneklerini buharlaştırmıştır.

 

Bir ahlak, bir tavır, bir yapıp etme biçimi olarak tanımladığı hikmeti somut olarak ‘sünnet’ şeklinde karşılar Arslan. Bu yaklaşım yeni olmayıp İmam Şafii’ye aittir. Ama Elmalılı Hamdi Yazır gibi alimlerin de içinde olduğu geniş bir çevre hikmet kavramını eşyayı yerli yerinde kullanma bilgisi, bilgelik, varlığı ve olayları kendi bağlamlarında kavrayarak okuyabilme becerisi olarak ele alırlar.

 

Ayrıca ve esas olarak, ‘Bunlar hikmetli kitabın ayetleridir’ veya ‘dilediğine hikmeti verir’ şeklindeki vahiy ifadeleri de Arslan’ın da içinde olduğu hikmet eşittir sünnet yaklaşımcılarının tezlerini tüketmektedir.

 

Abdurrahman Arslan’ın hikmeti sünnet olarak almasına, yakın durduğu klasik düşünce modeli içinde tutarlı olma ictihadındaki isabetsiz yaklaşım denilebilir.

 

Ancak, ‘İslam’da felsefe yoktur, hikmet vardır. Çünkü bizde hakikat arayışı yoktur. Hakikat verilidir. Müslümanlar onu tanımaya, tanımlamaya çalışırlar. Bunu yaparlarken de hikmet ile hareket ettiklerinde doğru bilgi üretirler’ tespitlerini yaparken de aslında hikmet kelimesini tam da ‘bilgelik’ olarak kullanmaktadır denilebilir.

 

Bu da şunu gösterir; yazarın kafasında hikmet kavramı çift tanımlı durmaktadır. Batı ile ilgili okumalarda bilgelik, İslami okumalarda ise hikmet.

 

Arslan, Bilgi ve felsefe konusunda İslam’ın felsefe ile karşılaşmasını Gazali örneğini de ziyadesiyle önemseyerek ele alır. Bağdat’taki daru-l hikme üzerinden yapılan tercümelerin yepyeni bir düşünce ortamı getirdiğini ifade eder. Bu düşünsel hareketlilik içinde, ‘Felsefe faydalıdır ve istifade edilmelidir’ diyen meşşailer karşısında Gazali uyarıcılığını ısrarla, özenle ve özellikle öne çıkarır.

 

Ayrıca bu süreçte bir ilim olarak öne çıkan Kelam konusuna da ,‘Helenizm’e cevap vermek üzere boş bir çaba olarak geliştirildi. Bu arada güncel sorunlarımızdan koptuk’ diyerek açık mesafe koyar.

 

Son olarak:

 

Yazara göre bugünün dünyasında eski düşünsel damarların güçlü sürdürücüleri, temsilcileri yoktur. Solo çalışmalar olsa da korodan bahsetmek zordur. 

 
Etiketler: AKIL,, DÜŞÜNME, VE, BİLGİ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Akhisarspor
0
0
0
0
0
0
2
Trabzonspor
0
0
0
0
0
0
3
Sivasspor
0
0
0
0
0
0
4
MKE Ankaragücü
0
0
0
0
0
0
5
Medipol Başakşehir
0
0
0
0
0
0
6
Kayserispor
0
0
0
0
0
0
7
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
8
Göztepe
0
0
0
0
0
0
9
Galatasaray
0
0
0
0
0
0
10
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
11
Çaykur Rizespor
0
0
0
0
0
0
12
Bursaspor
0
0
0
0
0
0
13
BŞB Erzurumspor
0
0
0
0
0
0
14
Beşiktaş
0
0
0
0
0
0
15
Atiker Konyaspor
0
0
0
0
0
0
16
Antalyaspor
0
0
0
0
0
0
17
Alanyaspor
0
0
0
0
0
0
18
Yeni Malatyaspor
0
0
0
0
0
0
Arşiv