Yazı Detayı
28 Mayıs 2016 - Cumartesi 14:49 Bu yazı 1455 kez okundu
 
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Pozitivizm üzerinden skolastik aklın yaklaşık 14 yüzyıllık egemenliğini sonlandıran batı düşünce tarihine yeni başlayanlar için kısa bir yolculuk yapalım.


16. ve 17. yüzyıllarda belirgin bir şekle dönüşen batı düşüncesi daha önceleri organik bir düzene sahipti. (F.Capra, Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası)


Bu zamanlarda insanlar maddi ve manevi beraberlikleri sürdürülebilir ilişkiler içinde algılıyor ve yaşıyordu.


Organik sosyolojinin hakim olduğu bu zamanlarda bireyin bağımsız ihtiyaçları yerine toplumun ihtiyaçlarının belirleyiciliği vardı.
Bu yaşam tarzının dayandığı iki ana belirleyici vardı: Aristoteles ve Kilise.


Aquinalı Thomas (1225-1274)yaptığı ictihat ile Aristocu bilgi sistemini Hristiyan teolojisi ve ahlakıyla birleştirerek ortaçağlar boyunca kutsal bir anıt gibi dokunulmaz bir düşünce biçimine dönüşen doğa yaklaşımını geliştirdi. (J.Bronowski-B.Mazlish, Batı Düşünce Tarihi)


Kainattaki her maddenin ‘hava, ateş, su ve toprak’ elementleriyle (anasır-ı erbaa) izah edildiği doğa açıklaması, gök cisimlerine ait izahlarını da M.S. 2. yüzyıl gökbilimcisi Yunanlı/İskenderiyeli Ptolemaios (Batlamyus)’un görüşlerine dayandırıyordu. (Umran, sayı 218)


Thomas’ın oluşturduğu skolastik düşünce sistemi yaklaşık üçyüzyıl batı düşüncesinin egemen rengi oldu.


Ortaçağ biliminin karakterine baktığımızda modern dönemlerden farklı olarak bilim hem akla hem de imana dayanıyordu.


Bu çağdaki bilimsel çalışmaların amacı nesnelerin anlam ve değerini anlayarak Tanrı, insan ruh ve ahlak gibi temel konuları kavramaktı.


Ancak, Newton, Copernicus, Galileo, ve F.Bacon’ın çalışmaları ile Descartes’ın ‘doğanın matematiksel tasviri ve analitik akıl yürütme’ üzerine söyledikleri üzerinden ‘Bilimsel Devrim Çağı’ başlıyordu.


Bilimsel devrim süreci domino etkisi gibi tüm bilinenleri birer birer deviriyor, kilise aleyhtarı denilen antiklerikalist bir süreç hızla ilerliyordu.


Kutsal metinlere ve Batlamyus’a dayandırılan dünya merkezli evren fikriyatı, Nicolas Copernicus’un, ‘ yeryüzü evrenin merkezi değildir ancak galaksinin kıyısındaki önemsiz bir yıldızın çevresinde dönen üç-beş yıldızdan biridir’ çıkışı ile yerle bir oluyordu.


Kürelerin ahengi ve gezegenlerin deviniminin deneysel yasalarını geliştiren Johannes Kepler süreci aynı istikamette bir adım ileri götürdü.


Düşen cisimler yasası ile meşhur olan ve teleskop icadı ile de Coprenicus’çu süreci gözleme dayalı verilerle bilimselleştiren isim de İtalyan Galileo Galilei olmuştur.


Bilimsel Devrim’in İngiltere ayağında ise geleneksel düşünce okulları ile kıyasıya bir çatışmaya giren ve bunlara karşı deneysel bilimin yöntemini savunan Bacon vardı.


Bu yöntemle bilim, doğayı denetim altına alan ve ona hükmeden bir güce dönüştü.


Besleyip büyüten anlamındaki ‘yeryüzü’ kavramı, Bacon’ın yaklaşımları ile tamamen değişmiş ve bir makinaya dönüşmüştü.


Makine kavramını benimseyerek bir adım ileri götüren diğer iki İsim ise Newton ve Descartes’tır.


Descartes, Aristo’dan sonra batı düşünce tarzına yeni bir sistem kazandıran kişidir. Ona bu özgüveni sağlayan da ilerleyen bilim ve ona ait verilerdir. (B.Russel)


Dolayısıyla ona modern felsefenin kurcusu olarak bakılır. O, mutlak kesinliğe sahip doğa bilimini kurmaya elverişli bir yöntem ileri sürdü.


Onun için bilimsel bilginin kesinliği inancı Kartezyen (Descartes’çı) dünya görüşüne dayanır. (Yöntem Üzerine Konuşma, Descartes)


Matematiksel mahiyeti mutlaklaştıran Descartes şöyle diyordu: ‘Gerçekliğinden kuşku duymadığımız ortak fikirlerden matematiksel ispatın açıklığıyla çıkarımlanmayan hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmiyorum. Zira doğadaki tüm fenomenler bu yöntemle açıklanabilir; başka hiçbir fizik ilkesini, kabul etmeye veya talep etmeye gerek olmadığına inanıyorum’. 


Descartes’çı yöntemin bir diğer özelliği de radikal şüphedir. ‘Güvenmek için hiçbir sebep yok’ şeklinde özetleyebileceğimiz bu yaklaşımda Descartes, ancak düşünmenin sonucu olarak kendi varlığına ulaşmanın güvenilir olduğunu söyler. Ki bu da ‘cogito, ergosum’ yani ‘düşünüyorum, o halde varım’ şeklindeki meşhur aforizmasıdır.


Descartes’çı yöntem aynı zamanda çözümleyici yani analitiktir. Fikir ve sorunları parçalara böler ve onları kendi mantıksal yapıları içinde yeniden düzenler.


 Descartes zihni maddeden daha kesin kıldı ve şöyle dedi: ‘Zihne ait olan her şey bedenin dışındadır; bedene ait olan her şey de zihnin dışındadır’.


Kartezyen ayırım ruh ve beden arasındaki ilişkileri ciddi müşkülat içinde bırakan açılımlar ile özellikle kuantum teorisyenlerini bir hayli zorladı.


Zira bu parçalanmışlık üzerinden inşa edilen modern düşünce psikolojiden sosyolojiye, tıptan tüketim alışkanlıklarına birçok algıyı ve yapıyı derinden etkileyerek farklılaştırmıştı.


Descartes’e göre dünya bir makinaydı, maddenin ruhu yoktu ve doğa mekanik yasalara göre işliyordu. Bu yaklaşım sonraki zamanlarda modern bilimin paradigması oldu.


Batılı emparyalizmin yani talan ve sömürü düzeninin de temelini Kartezyen tanımlama yani mekanik doğa anlayışı oluşturur. Zira doğa bir ruha sahip değilse iğdişlendiğinde canı acımayacaktır.


Bu noktada Bacon’ı hatırlıyoruz. O da: ‘bilimsel bilgi bizleri doğanın efendileri ve malikleri yapar’ yaklaşımı ile sömürü aklının temel taşlarını diziyordu.


Descartes’çı mekanizmin canlı organizmalara bakışı da ilginçtir. Ona göre bitki ve hayvanlar basit makinalardı ve insan da bedeni açısından bir hayvan makine iken ruhunun ve aklının onu farklılaştırdığını söyler.


En sonunda ve zaman bağlamında insan ve saat metaforu üzerinden şöyle der: ‘ İnsan vücudunu bir makine şeklinde düşünüyorum… Düşüncem, hasta bir adamla bozuk bir saati, sağlıklı bir insanla da sağlamca yapılmış bir saati kıyaslamaktır’.


Descartes ile ilgili olarak şu sözlerini de aktarmalıyız: ‘Bütün felsefe bir ağaca benzer; kökleri metafizik, gövdesi fizik ve dalları bütün diğer bilimlerdir.’


F.Capra’nın deyimiyle Kartezyen rüyayı gerçekleştiren ve bilimsel devrimi zirveye çıkaran isim ise İsaac Newton’dur.


Newton, mekanik doğa anlayışının tam bir matematiksel formülasyonunu gerçekleştirdi ve böylelikle Copernicus, Kepler, Bacon, Galileo ve Descartes’ın çalışmalarının başarılı bir sentezini yaptı.


Newton’u yüzyıllarca otorite kılan çabalarından biri Kepler’in gezegenlerin hareketleri yasası ile Galileo’nun düşen cisimler yasasını genel hareketler yasası adıyla birleştirmesi ile Bacon’cı tümevarım yöntemi ile Descartes’çı tümdengelim yöntemlerini eklemlediği metodolojisidir.


Newton’cu anlayışa göre Tanrı, başlangıçta maddi parçacıkları, bunlar arasındaki çekimleri ve temel hareket yasalarını yarattı. Böylece bütün evren hareket etmeye başladı ve o gün bugündür değişmez yasalarca yönetilen bir makine gibi işlemeye devam etti. (s.76) 


Newton’un katı cisimlerin hareketlerini tanımlamak için geliştirdiği formülü Albert Einstein şöyle değerlendirir: ‘Muhtemelen herhangi bir zamandan bağışık olarak tek bir bireyin attığı en büyük adım’. 


Newton’cu evren teorisi ve insani sorunlara rasyonel yaklaşım metodu öylesine etkili oldu ki 18.yüzyılı ‘Aydınlanma Çağı’ yaptı. 


17. yüzyılın önde gelen isimlerinden biri de Descartes ve Newton’dan etkilenen John Locke’dur.(1632-1704)


Locke, atomcu bir toplum teorisi çalıştı. İnsanoğlunun doğasını inceledi ve bu doğaya ait ilkeleri ekonomi ve siyasete uyarladı.


Thomas Hobbes(1588-1679)gibi o da bilginin duyusal algılamaya bağlı olduğunu benimsedi ve insan zihnini doğuştan gelen boş bir levhaya (tabular rasa) benzetti.  Böylece insanlar duyu yolları ile elde ettikleri bilgiyi bu levhaya kaydediyorlardı.


İnsan doğası teorisini toplumsal hadiselere de uygulayan Locke, ‘doğa durumu’ tespitine vardı. Buna göre mülkiyet, özgürlük ve eşitlik gibi kavramlar üzerinden bireycilik, mülkiyet hakları, serbest Pazar ve temsili hükümet gibi tamamen Locke’a ait fikirler gelişmiştir.


19.yüzyıla kadar mekanik evren algısı egemenliğini devam ettirdi. Ancak bu yüzyıldan itibaren yaşanan bazı gelişmeler Descartes-Newton mekaniğini altüst etmeye başladı.


‘Alanların kendi gerçeklikleri bulunduğunu ve maddi cisimlere herhangi bir referans yapmadan incelenebileceğini’ ispatlayan Michael Faraday ve Clerck Maxwell Newton’cu fiziği delen ilk insanlar oldular. 


Elektromanyetik/elektromanyetizm adı verilen bu teori, dalgalar şeklinde uzay içinde çok süratle yol alan dalgalı bir elektromanyetik alan olan ışığın farkına varılmasıyla en üst noktasına ulaştı.


Elektromanyetizm, tabiat hadiselerinin nihai teorisi olarak Newton’cu mekaniği tahtından indirmek suretiyle yeni bir düşünce eğilimi doğurdu.


Bu düşünce, değişmeyi, büyümeyi ve gelişmeyi içine alan evren fikri idi.


Immanuel Kant (1724-1804) ve Pierre Laplace’ın(1749-1827)eşanlı olarak geliştirdikleri güneş sistemi teorisi evrim düşüncesine ya da gelişme fikrine dayanıyordu.


Evrimle ilgili kavramlar Hegel ve Engels’in siyasi felsefelerinde de yerini aldı. Dahası 19.yy. düşünürleri becoming yani ‘oluş’ üzerine yoğunlaşmaya başladılar.


Copernicus astronomide nasıl devrim yapmış idiyse bu süreçte de Lamarck ‘evrimin tek hücreli hayvan ile başladığını ve insana doğru ilerleyen bir dizi dönüşümler olduğunu’ söyleyerek devrim yapıyordu.


‘Türlerin Kökeni Üzerine’ (On TheOrigin of Species, 1859)adlı eseri ile Charles Darwin (1809-1882)de biyolojik evrime ‘tesadüfi değişim ve doğal seleksiyon’ kavramsallaştırmaları ile katkıda bulunuyordu.


Biyolojik evrim fikri yani basit formdan karmaşık forma doğru ilerleme fikri mekanik evrim fikrini rafa kaldırıyor ve makine şeklindeki Kartezyen anlayış terk ediliyordu.


Farklı alanlarda yaşanan kozmik tasvirler Newton teorilerini iyice geriletti.


Maxwell’in elektrodinamiği ve Darwin’in evrim teorisi yepyeni bir paradigma inşa etmiş ve Descartes ve Newton’cu evrenin fevkinde bir evren fikri gelişmişti.


Ardından yirminci yüzyılın iki harikası olarak yaşanan görecelik (izafiyet) ve kuantum teorileri Kartezyen dünya görüşünü ve Newton’cu mekaniği yerle bir etti.(s.86)


Bu yıllardan itibaren düşüncenin kodlarına hakim şifrenin Albert Einstein (1879-1905)olduğunu görüyoruz.


O, tabiatın uyumlu bir yapıda olduğuna inanıyordu.


Kuantum teorisi ile beraber yeni fizik üzerinden uzay, zaman, madde, nesne, neden ve etki kavramlarında derin değişimler yaşandı.


Mekanistik Kartezyen dünya görüşünün tersine, modern fizik, organik, bütüncül ve ekolojik kavramlara dayanıyordu. Evren artık çok sayıda nesnelerin bir araya geldiği bir makine olarak tasarlanmıyor bunun yerine, parçaları birbiri ile özden ilişkili olan ve ancak kozmik bir sürecin kalıpları şeklinde anlaşılabilen bölünmez, dinamik bir bütün olarak tanımlanıyordu.


Atoma ait klasik bölünmezlik ve katı parçacıklar algısı atom-altı parçacıklar denen elektronlar, nötronlar ve protonlar ile tersyüz edildi. Atomun madde ve ışıktan oluşan düalist yapısının parçacıklar ve dalgalar şeklindeki farklı tezahürü klasik fiziğe ait katı nesneler fikrini yerle bir etmişti. 


‘Mekanistik Kartezyen Evren’ telakkisindeki atom tanımı Descartes’çı matematik ile öngörülebilir bir doğa, dolayısıyla da biyoloji, toplum, ekonomi ve siyaset diyordu.


Ancak, maddenin ikili görünümü ve olasılık yaklaşımı bu mekanik diyagramı yıkarak yerine atom-altı parçacıklarının öbür sistemlerle etkileşimleri içinde bağlı ve bağıntılı sonuçlar üretebileceğini öne sürüyordu.


Çünkü atom-altı parçacıkları ‘şeyler’ değil, ‘şeyler arasındaki karşılıklı bağıntılar’dı.


Bu, şu anlama geliyordu: ‘maddeye nüfuz ettikçe onun nihai ve tek yapı birimini göremeyiz; bunun yerine birleşik bir bütünün çeşitli parçacıkları arasındaki karmaşık ilişkiler ağını görürüz’. 


Einstein ise diğer kuantumculardan farklı olarak gizli değişkenler konusunda lokal olmayan mekanizmalar yaklaşımına ve ortaya konulan olasılığın doğasına mesafeli durarak ‘‘Tanrı zar atmaz’ diyordu.


Ancak konuyla ilgili olarak tartıştığı Niel Bohr ve W.Heisenberg’in kuantum yorumunu (lokal olmayan mekanizmaların müdahalesi) kabul etmek zorunda kalsa da lokal gizli değişkenlere bağlı deterministik bir yoruma olan inancını da daima saklı tutmuştur.


Eleştirmenler bu yanıyla Einstein’ı, fiziği geometriye indirgeyen Descartes’a benzetirler.


Kuantum teorisinde tek tek olayların her zaman çok belirgin bir nedeni yoktur. Bir fenomenin ne zaman ve nasıl davranacağı önceden kestirilemez; yalnızca onun olasılığı tahmin edilebilir.


James Jeans’ın(1877-1946)kuantum teorisi üzerinden dediği gibi: ‘artık bilgi akışı mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru yöneliyor; evrene koca bir makineden ziyade muazzam bir düşünce gibi bakılmaya’ başlanıyordu. 


Bilimsel bilginin mutlak doğruluğuna dayanan Kartezyen inanç son yüzyılın, ‘bilimde hiçbir mutlak doğru yoktur; bilgilerimiz sınırlı ve tahminidir’ şeklinde özetlenebilecek fizik çalışmaları ile ciddi eleştiriler aldı.


Buna bağlı olarak, evreni anlamanın yegane yolunun ‘Bilimsel Yöntem’ olmadığı tezi her geçen gün biraz daha güçlenmektedir.


Çünkü batılıların yasaların keşfi ile ulaşmak istedikleri tanrısal niyet idi. 


Bilimsel yöntem denilen bu süreç ile aslolan tanrının gönderdiği vahiy değil evrendeki yasaların bilinmesi idi. Bu aklın vardığı nihai menzilde vahiy yoktu, yasalar vardı. Ve yasalara göre alınan her pozisyon da örneğin modernlik ya da postmodernlik gibi aslında tanrısal niyetin batılı akılca okunup vücud bulmasından başka bir şey değildir.

 

 
Etiketler: BATI, DÜŞÜNCESİNİN, KIRILMA, ANLARI,
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
19
0
2
1
6
9
2
Başakşehir
18
0
1
3
5
9
3
Kasımpaşa
18
0
3
0
6
9
4
Antalyaspor
16
0
3
1
5
9
5
Göztepe
15
0
4
0
5
9
6
Beşiktaş
15
0
2
3
4
9
7
Trabzonspor
13
0
3
1
4
8
8
Konyaspor
13
0
2
4
3
9
9
Ankaragücü
13
0
4
1
4
9
10
Alanyaspor
12
0
5
0
4
9
11
Yeni Malatyaspor
12
0
3
3
3
9
12
Sivasspor
10
0
3
4
2
9
13
Bursaspor
9
0
2
6
1
9
14
Kayserispor
9
0
4
3
2
9
15
Fenerbahçe
9
0
4
3
2
9
16
Çaykur Rizespor
8
0
3
5
1
9
17
Bb Erzurumspor
5
0
5
2
1
8
18
Akhisar Bld. Spor
5
0
6
2
1
9
Arşiv