Yazı Detayı
13 Aralık 2017 - Çarşamba 11:13 Bu yazı 460 kez okundu
 
NE YAPMALI?
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

            Batılı aklın inşa ettiği bilgi ve onun yaratıcısı ve taşıyıcısı, ya da annesi ve oğlu olan bireycilik, yeryüzünde milyarlarca tanrı şeklinde tezahürünü devam ettiriyor.

 

            Tanrısal olanın beşeri olan ile değişimi diyebileceğimiz modern batı düşüncesindeki bireycilik, adı farklı olsa da gölgesi ve işlevselliği ile Müslüman toplumların ruhunu fethetmiş durumda.

 

            Oysa birey kavramı yerine daha farklı bir bilgi tecrübesinin yansıması olarak ‘şahsiyet’ kavramını kullanan İslam düşüncesi kişiyi toplumun alternatifi veya rakibi olarak görmez.

 

            Batıda gelişen, ‘insan insan kurdudur’ veya ‘insan toplumsal ilişkilerin ürünüdür’ mottoları hem cinsine güvenmeyen, ötekini yok ederek kendine alan açan bireyler geliştirdi.

 

            Muhafazakar olmakla övünen ve hatta bunu ayırt edici sıfat olarak pazarlayan güncel Müslüman akıl ise bu kavramsal sirkülasyona direnemeyerek bir bir mevzi kaybediyor.

 

            Bilgi, akıl, varlık gibi konularda ya da kadın, eğitim, siyaset, iktisat, çevre, aile gibi konularda farkında olmadan satır satır tükeniyoruz.

 

            Az sayıda ama yasaklı başörtülü günlerden serbest ve çok sayıdaki başörtülü günlere erdiysek de başörtünün özgül ağırlığını kaybettiğimizi itiraf etmeliyiz.

 

            Fakir ama kanaatkar günlerden zengin ve tamahkar günlere erdiğimizde infak bilincimizi, ruhumuzda nifak tohumlarına yer açarak yitirdiğimizi itiraf etmeliyiz.

 

            Endişe dolu bakışlar ve kısık seslerle loş ışıklı izbelerde ifade ettiğimiz düşüncelerimizden çok katlı binalardaki bol ışıklı geniş ve akustik salonlara erdiysek de düşüncenin izzetini kaybettiğimizi itiraf etmeliyiz.

 

            Aziz bir eda ile özgürlüğü daha fazla helal adına talep eden günlerden daha fazla haram için ve zelilce istenen özgürlüğe erdiysek de kendimiz olmaktan uzaklaştığımızı, başkalaştığımızı itiraf etmeliyiz.

 

            Modern düşünme ve davranma biçiminin köylerimize ve mezralarımıza kadar ulaşarak kırsal hayatın temizliğine dahi müdahale ettiği, herkesin kirlenmeden payını alarak birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi ayıpladığı bir zamanda ne yapmalı?

 

            Cihad, infak, hicret, şehadet, cennet, cehennem, takva, şuur, rabbani metot, nebevi tebliğ,  emr-i bi-l maruf ve nehyi ani-l münker, ibadet, tavsiye, nasihat, istişare gibi inşa edici kavramların İslamofobia operasyonları ile tu ka ka edildiği ve kimselerin geçici hayat olarak dünyayı, ölümü ve ebedi hayat olarak ahireti anmadığı bir zamanda ne yapmalı?

 

            Geleneksel olanı Nuh’un gemisi bilip ona mı binmeli yoksa kurtuluş geleneğin tamamen reddinde ve modern düşünmededir diyerek başka bir limana mı demirlemeli?

 

            Ait olduğumuz bir mektebi veya meşrebi ululayarak modern veya geleneksel her akıma karşı kendi alfabemizi mi seslendirmeli?

 

            Geçici bir menzil, bir imtihan alanı, bir aldanış, bir oyun ve bir oyalanma olan dünya hayatını merkezi ve asal düşünce kılarak kutsallık içre bir profanlığı mı yaşamalıyız?

 

            İçe kıvrık sorgulamalar aynı adreslere çıkarken, kocaman külliyat ve uzun tecrübeler kendi etrafında dönmenin ötesine geçemiyor.

 

            Asıl sorunumuzun düşüncede sürgit devrim denilen özgüven ve cesaret eksikliği olduğunu söylemeliyiz.

 

            Düşünmekten korkuyoruz. En fazla düşünenlerimiz dahi ya modern ya da geleneksel bir adresi konum olarak atıyorlar.

 

            Onun için yapılması gereken şunlardır:

 

            Hiç korkmadan ve çekinmeden ehil kimseler eliyle, adalet ve ahlak ilkeleriyle gelenek gözden geçirilmelidir. Hemen yanında modern dönem düşünürleri ve ürünleri aynı kimselerce ve aynı ölçülerle değerlendirilmelidir.

 

            Ve bunun mümkünlüğüne dair somut ve çarpıcı örnekler paylaşılmalıdır:

 

            Mesela denilebilmelidir ki; özgürlük ilahi bir nimet ve ontolojik bir malzemedir. Batı düşüncesinden farklı olarak ilahi metinlerimizde yaratıcımız insanı en temel konu olan inanma konusunda muhayyer bırakmıştır. Dolayısıyla güncel fikir akımlarından bağımsız ama aynı zamanda onlara da verilecek bir mesajla kişilere şahsiyet kazandırıcı özgürlük alanları açmalıyız. Aileden okula, sokaktan pazara kimlik yaratan, adam yetiştiren, sadece ‘özgürlükçü’ olmayan sahici özgürlüklere eğilebilmeliyiz.

 

            Kişi ve toplum ilişkilerinde gerilim yüklü çatışmacı bir dil yerine toplumsallığı önceleyen özgür karakterler tezi işlenmelidir. Cahillerin sataşmasına ‘selam deyip geçebilme’ erdemi özgürlük bağlamında işlenmelidir. Bu ‘selam’ bizden ötekine bir lütuf değil mekasidü-ş şeria’nın tezahürü olarak öne çıkarılmalıdır.

 

            Çokça zamandır ihmal edilmiş bir kavramı yani vicdanı ve varoluş kaygıları ile şekil almış ahlakı, ruhu’l kudüs’ü, fıtratı öncelemeliyiz.

 

            Yine yüzyıllardır bir tür konformizme dönüşen muhafazakar sekter yanlarımızdan arınarak düşüncede ve eylemde serbestiyet örnekleri geliştirilmelidir.

 

            Siyasal muhafazakarlık ile buluşan klasik muhafazakarlığın gençlik, kadın, eğitim gibi konularda zamanın ruhunu okuyamadığı için tökezlediğini ve gökdelenlerle mevcut ve tarihsel siliüetleri yok ettiğini gördük.

 

            Olabildiğince kirlenmiş zihinleri kütüphanelere bariyer koymadan, alan tanımlaması yapmadan, sözlük şartı koşmadan, renk ve şekil saçmalıklarına bulaşmadan devrimci bir kimlik ile yetiştirmeliyiz.

 

            Farklı dinleri ve dilleri dahası bunları var eden akıl ve o aklın malzemelerini imha ve inkar etmeden herkesin kendini emin htiği bir toplumsallık içinde ‘Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ben müslümanlardanım’ diyen duyarlılıklar geliştirmeliyiz.

 

            Adaletin ve ahlakın tanımladığı bir düşünce konsepti sunabilmeliyiz. Özellikle genç insanları ve ezilmişleri hızlıca tuzaklayan eşitlikçilik söylemini vahyin klavuzluğunda  tanımlamalıyız. Avazımız çıktığınca, kafa patlatırcasına ‘Adil eşitlik’ diyebilmeliyiz.

 

            Nihai sosyal, siyasal ve kültürel projemizin hitap alanı yeryüzüdür. Ama ondan önceki çekirdek duruşumuz İslam milleti olabilmek olmalıdır. Ya da çokça bilinen deyişle ümmet olmalıdır. İttihad-ı İslam bitmez tükenmez bir gündem olarak asli meşguliyetimiz olmalıdır. Ama ondan önce ve onunla beraber fıtratın kokusunu coğrafya ile buluşturan ‘biz olma’ ya da yerellik nosyonunu kıvamında tutmak gerekir. Askeri ve ideolojik zulümlerin yoğunlukla yaşandığı bir zamanda yerellik imkanı kendine tapınma ritüeli dediğimiz ulus reflekslerine kaymamalıdır.

 

            Celalaeddin-i Rumi’nin pergel metaforu bu konuda nefis bir misaldir. İslam milleti yani ümmet ve yerellik aynı potada mezcedilebilmelidir.

 

            Ne makro anlamda geçmişimize yani önceki müktesebata ve uygulamalara ne de mikro anlam da geçmişimize yani kendi tarihselliğimizdeki aşamaların romantik ve yetersiz çıkışlarına küfretmeden kısacası zihinsel yolculuklarımızı kategorize etmeden hakikat yolculuğuna devam etmenin kulluk lezzetini yakalayabilmeliyiz.

 

            Müslüman, çevresindeki canlı ve cansız, sorumlu ve sorumsuz her varlığa karşı ontolojik bir sorumluluk ile mükelleftir. Zira etrafımızı saran her görüntü, her ses, her hareket ve eşya iman ettiğimiz ilahi irade ile ilgilidir. İnanç projektörlerimizden bağımsız çevre değerlendirmeleri yapamayız.  Kendi tahammül sınırlarımızı ilahi tahammülün sınırları ile terbiye etmek durumundayız. İman etse de etmese de insan türüne karşı sorumlu bir duruş geliştirmek zorundayız.

 

            Dünya hayatına dair savrulmuşluklarımızı tavsiye, nasihat ve bilme dolayımında yeniden gözden geçirmeliyiz. İslam ile sosladığımız tekasürcü yanlarımızı, ölümsüzlüğe talip Yahudileşme eğilimlerimizi, ruhsuz ritüellere indirgediğimiz Nasrani yanlarımızı nefsimize tanıklık adına elden geçirmeliyiz. Nihayetinde bir oyun ve eğlence olan bu hayata karşı tezlerimiz kendi mahut zamansallığı ve mekansallığı içinde terbiye olmuş bir ahlak teorisi ile beraat makamında olmalıdır. Bilerek ya da bilmeden kapitalizmin, sosyalizmin, faşizmin ya da doğulu egzotizmin taşıyıcıları ve sürdürücüleri olmamalıyız. Batılı aklın lineer kalkınma yaklaşımından evrene karşı sorumlu kalkınma anlayışı geliştirebilmeliyiz.

 

            Kışkırtılmış ve hormonlanmış üretim ve tüketim davranışı yerine mal ile cihadı, infakı, zorda kalmışa el atmayı, köle azad etmeyi, borçluyu yükünden kurtarmayı, faiz ve tefeciliğin etki alanlarını azaltmayı hedefleyen dayanışmayı hedefleyen bir iktisat fikrini sahiplenmeliyiz.

 

            Kadını anne olmak dışında her sıfatla sömüren, anneliğini ise sadece film ve dizilerin tamamlayıcı ek figürü haline indirgeyen, modern hamlelerle evde yaşamayı asgariye indirgeyen, evleri ibadet ve eğitim üssü olmaktan çıkaran sentetik aile kurgularına karşı ümmetin tecelli ettiği mikro örnek vasfıyla öne çıkarmalıyız. Aile masumiyetinde içkin huzur ve bereketi konformizm ve kamusallık adına buharlaştırmamalıyız.

 

            Müslüman kavramı dışındaki her sıfattan hızlıca uzaklaşan, şii ve sünni, doğulu ve batılı, sağcı ve solcu, gelenekçi ve modernist gibi insan aklının ürünü bilgi ikmal kümelerine entegre olmayan ama her birinden ‘sözü dinlemek ve güzel olanı almak’ ilkesince, ki buna bilgi ahlakı veya bilgide adalet de diyebiliriz,  istifade edebilmeliyiz.

 

            Son olarak; kendindeki güzellikleri tüm yeryüzü coğrafyası ve tüm Ademoğlu ile paylaşmaya hazır olan Müslüman düşünce, bu hedefine doğru önce teorisini sağlamca kurmalıdır. Zira kuvve halinde dahi çevresel girdiler ile istikamet şaşırma söz konusu olabilir. Kendi nefsimizden ve ailemizden tüm dünyaya açılan bir ufuk ile yönetmenin yani siyasetin taşıyıcı lokomotifi olarak gücü değil hakkaniyeti öne çıkarmalıyız.

 

            Kendini güç ile tanımlama cahiliye aklına ait bir göstergedir. Güce güçle karşılık verme askeri bir donanım olarak geçerli olsa da asıl olanın diyalog ve ikna olduğu asla unutulmamalıdır. Batılı paradigma kendini başkalarının küllerinden yaratmış olabilir ama bizler için başkası savaş hali dışında daima barışın öznesi ve tarafıdır. Sulh, adalet ve felah ilkeleri esas olmalı ve güç sarhoşluğu şeytanın izinden bir tutam muamelesi ile uzak tutulmalıdır.

 

            Yaşadığımız zamanda güç sarhoşluğu salt devletlerarası bir ilişki olarak olmayıp toplum, grup, cemaat, STK, aile ve birey özelinde de yakıcı örnekler sergilemektedir. Siyaset ve iktisat ikilisini buluşturan yukarıdaki faktörler maalesef azgınlaşmanın tezahürleri olarak sınırları zorlayan pratikler sergiliyorlar. Müslüman bilinç, her türlü gücün üstünde alemlerin rabbinin gücü olduğunu bilerek, ne kendisi güç üzerinden pozisyon alır ne de güç üzerinden pozisyon alan sahte ilahlara prim verir.

 

            İtaat kültürünün makul sınırları ve itaatin akideyi ilgilendiren makamları netleştirilmelidir. Allah’a ve resulüne ve bizden olan ulu-l emre itaatin karşılığı nedir, konuşulmalıdır. ‘Düşünce, sorumluluk ve itaat’ üçlüsü birlikte ele alınarak eleştirel düşüncenin bizdeki kökleri işlenmeli, arkeolojisi yapılmalı ve öykünmeci olmayan adil ve ahlaki bir sorgulama usulü geliştirilmelidir. Aliya’yı hatırlayarak ‘Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur” diyerek bu konuda mesai teksif etmeliyiz.

 

            Yukarıdan aşağıya tezlerle ıslah, ihya ve inşa olmayacağını, mimarlığın mühendislikten farklı olduğunu ve toplumsal terbiye süreçlerinin davet kültüründen bağımsız yaşanamayacağını yeniden hatırlamalıyız.

 

            Kullandığımız araçları yeniden gözden geçirmeliyiz. Aliya’nın, ‘Ulvi bir hedef aşağılık bir vasıtayı kutsal kılamaz, fakat aşağılık bir vasıta her hedefi küçültebilir’ uyarısını güncelleştirmeliyiz. Modern batı aklının bir algıya tekabül eden araçlarının değiştirici ve dönüştürücü etkisi ve yaşadığımız yakın tecrübeler yeniden değerlendirilmelidir. Teknoloji yoğun hayatın etrafımızdaki eşyaları üzerinden şekillenen aklımızın ve ona ait çıkarımların, yorumların doğruluğu gözden geçirilmelidir.

 

            Terğib (özendirme, müjdeleme) ve terhib (uyarma, korkutma), havf  (korku) ve reca (ümit) terazilerinde dünden bugüne insan olma zaaf ve avantajları ile yeni okumalar yapmak, kendi serencamımıza ait dersler ve ibretler almak, çıkarımlarda bulunmak durumundayız.

 

            Kulluk bilincini kesintisiz bir heyecanla ve kendini ibadetle yenileyen bir ayrıcalıkla insanlığın gündemine taşıyabilmeliyiz. Zira İslam dışında insana dair sözü kalan bir düşünce sistemi yok artık. 

 
Etiketler: NE, YAPMALI?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
3
Beşiktaş
59
0
4
8
17
29
4
Fenerbahçe
57
0
4
9
16
29
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
7
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
8
Göztepe
43
0
10
7
12
29
9
Kasımpaşa
40
0
11
7
11
29
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
11
8
10
29
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Antalyaspor
35
0
12
8
9
29
13
Teleset Mob. Akhisarspor
34
0
13
7
9
29
14
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
15
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
16
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
17
Atiker Konyaspor
29
0
14
8
7
29
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.