Yazı Detayı
11 Mart 2015 - Çarşamba 18:15 Bu yazı 1740 kez okundu
 
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar’ adlı eserinde başlıktaki kavramları tartışıyor Arthur Schopenhauer.

 

Yaşamı mümkün oldukça başarılı ve mutlu geçirme sanatı da denebilir buna. 

 

Yazar, bunun yolunun felsefi olarak öncelikle, ‘var olanı var olmamaya tercih’ten geçtiğini imliyor.

 

Biz bunu varlıktan haberdar olma (ontolojik bilinç) ve varlığı Allah ile beraber anlama (epistemik aidiyet) şeklinde biliyoruz ki inanç evrenimizin merkezinde bu konu bulunur.

 

Hitabet Sanatı’ adlı yapıtında Aristo da mutlu yaşamaya dair tespitlerini ‘dışsal, ruhsal ve bedensel değerler’ üzerinden geliştirir.

 

Schopenhauer ise konuyu, ‘kişilik, mülkiyet ve rol (şeref, şöhret)’ kavramları ile temellendirir.

 

Mülkiyet ve rol daha çok toplumsal ilişkilerin sonucu ve bağımlı değişkenler olduğundan mutluluğu kişilikte aramak ve kalıcı tebessümleri öz sermaye olan kişilik ile tahkim etmek daha mümkündür ona göre.

 

Schopenhauer’a göre kişilik en fazla mutluluk ile pekişir. Mutluluk sağlığa bağlıdır, sağlığın başı neşedir ve sağlık iç dünyamızdaki harekete münasip dışsal hareketlilik ile olur.

 

Mutluluğa götüren farklı parametreler vardır. Örneğin, taleplerimiz ne kadar makul ise mutluluk bize o kadar yakın ve taleplerimiz ne kadar uçuk ise mutluluk bize o kadar uzaktır.

 

Mutluluğa giden yollardan biri de mülkiyete bakıştır. Proudhon gibi ‘mülkiyet hırsızlıktır’ demiyoruz ama mülk edinme burgacına tutulma yani tekasür bağlamında ‘mülkiyet huzursuzluktur’ diyoruz.

 

Sağlığı korumanın yolu geçim kaygısı ya da biriktirme tutkusundan sıyrılabilmektir.

 

Bilinmelidir ki, ‘zenginlik deniz suyu gibidir, içtikçe susama hissi verir’.

 

Aristo’nun, ‘Kalıcı olan kişiliktir, zenginlik değil’ tespitini tam burada anıp ilkesel duruşların bir oyun ve eğlence olan dünya hayatına ait metadan daha değerli olduğunu not etmeliyiz.

 

İmkanlar fenalıklara karşı bir koruyucu olarak görüldükçe anlamlıdırlar.

 

İmkanlar inkar ve tuğyana götürüyorsa saadet ve bilgece yaşam uzaklaşmış demektir.

 

Kendimizle ilgili doğru değerlendirmelerimiz, kendi bedenimizde yaşadığımız bilinci, kendimiz için biz neyiz sorusu bizi mesut ve bahtiyar kılacaktır.

 

Çünkü, ‘kendini/nefsini bilen rabbini bilecektir’.

 

Hayatımızı neyle doldurduğumuzu sorgulamak bir bilinç düzeyidir.

 

İbni Teymiye’nin dediği gibi en fazla neyi anıyorsanız onun kulu, taraftarı olursunuz.

 

Mutsuzluğun sebeplerinden biri, başkalarının bizimle ilgili kanaatleri adına kendimizi şekilden şekle sokmaktır.

 

Rivayetlere göre Ebu Talip ölüm döşeğinde iken, kadınların kendisi ile ilgili değerlendirmelerinden çekinmese İslamiyeti seçeceğini söylemiştir.

 

Hırs, kibir ve gurur üzerine kurulu ahmaklık mutluluğun ana muhaliflerindendir.

 

Schopenhauer’a göre en ucuz gurur ulusal/milli gururdur. Çünkü bu gurur, bulaşmış olduğu kişilerde gurur duyabilecekleri bireysel bir nitelik bulunmadığını ele verir, yoksa bu kişiler milyonlarca insanla paylaştıkları şeye sarılmazlardı.

 

İnsanlar madalyaları meziyetlerinden dolayı almışlarsa ve toplum da sadece meziyet sahiplerine madalyalar takıyorsa mutluluk yanı başımızda demektir.

 

Hz Süleyman’ın yüzüğüne kazıdığı, ‘Her şey gelip geçicidir’ veya Endülüs medeniyetinin her sütununa işlenen ‘Ve la galibe illa Allah’ ibareleri her an yanı başımızda durur ve kainatın üreme halinde dahi bir tükenişe içkin olduğunu ‘Baki olan sadece onun yüzüdür’ ilkesinin mutlak zorunluluğu ile okursak mutluluk bize daha yakın duracaktır.

 

Hz. Ömer’in kendisine ölümü hatırlatmak üzere bir adam tutmasını da bu minvalde manidar bir örnek olarak anabiliriz.

 

Sokrates satışa sunulmuş lüks malları görünce şöyle demiş: ‘İhtiyacım olmayan ne çok şey varmış’.

 

İhtiyaç ve tüketim arasındaki diyalogu ahlak ve sorumluluk ile örmedikçe ‘insanlığın mutluluğu’ söylemi aldatmacadan öteye geçemeyecektir.

 

Epiktet, ‘İnsanları huzursuz eden nesneler değil, nesneler hakkındaki fikirleridir’ derken öğrenilmiş yanlışların, kıble çarpıklıklarının, atalar dini anaforlarının, biyo-iktidar sarmalının, modern ve klasik isabetsizliklerin huzursuzluğu besleyen temel faktörler olduğunu ifade eder.

 

Ali Şeriati, gerçek kişiliğin boş zamanlarda temayüz ettiğini söylemişti.

 

Huzur ve mutluluk ile doğru kişilik; kişilik ile boş zaman arasında doğrusal bir ilişki vardır. Rutin icra edilirken kişilikler genellikle baskılanır ya da ötelenir. Ancak size ait zamanda öne çıkan duygu ve düşünceleriniz gerçek kişiliğinizdir.

 

Schopenhauer, ‘Serbest zaman kişiyi kendi benliğinin sahibi kılar’ der.

 

Tatmin olmuş bir kişiliğin boş zamanı onun hakikat ile en fazla meşgul olarak bu arada ‘boş zaman’ tamlamasını da boşa çıkardığı anlardır.

 

Saadete yürüyen sağlıklı bir kişiliğin boş zamanı ve hele boş zaman sıkıntısı hiç olmaz.

 

Çünkü Aristo, ‘Boş zaman, cahillerin can sıkıntısıdır’ der.

 

Serbest zaman en güzel mülkiyettir’ diyen Sokrates ise kişilik, meşguliyet, serbest zaman ve mülkiyet kavramlarına tek cümlede nefis bir seviye kazandırır.

 

Toplum tarafından dışlanan birçok süfli davranışın, ne yapacağını şaşırmış şaşkınlarca işlenmesi de,  ‘Boş zaman ruhsal olarak doldurulmazsa ölümdür, canlı insanın mezarıdır’ diyen Aristo’yu hatırlatıyor bize.

 

Tattığımız sevinçlerden çok kurtulduğumuz kötülüklerle mutluluk adaları oluşturmalıyız. Yani hamd, şükür, tevazu, tatmin, iktifa gibi kavramlar oksijen tadında vücuda alınmalıdır.

 

Zevklerin çokluğu değil acıların azlığı mutluluğu anlatır. Sakin ve sade hayatlar, desise ve entrikadan uzak, anlaşılır ve mütevazi hayatlardır ancak.

 

Kıskançlık en ilkel duygudur. Mutluluk ile aramıza aşılması imkansız barikatlar koyar.

 

Sadece bizden öndekilere değil bizden geridekilere de bakarsak daha dengeli davranabiliriz.

 

Sadi Şirazi’nin Gülistan’ında geçen dizeleri anımsatan Anwari Soheili’ye ait şu dizelerde de saadet reçetesi bilgece sunulur: ‘Bir dünya malı mı yitirdin, Üzülme buna, bu bir hiç; Bir dünya malı mı kazandın, Sevinme buna, bu bir hiç; Geçer acıların, hazların, Geç sen de dünyadan, bu bir hiç’.

 

Riyakarlık, mutluluk ile ters orantılı bir davranıştır.

 

Taklitçilik, korku ve güvensizlik ile beslenen potansiyel aşağılanmadır.

 

Dedikodu düşük yoğunluklu şiddettir.

 

Eşyayı zıddıyla kavramak düşüncede temkin kabiliyetimizi arttırır ve hakiki bilgelik sunar.

 

Değişime açık olmak, fıkhetme ve hakikate teslim olma halini zinde tutar.

 

Kararsızlık ve acelecilik aklın intiharıdır.

 

Mutluluğa dair tanımınız ne kadar kısa ve talep listeniz ne kadar sade ise mutluluk o kadar mümkün ve daim olur.

 

Her biri bin yıl yaşatılmak isteyen Yahudi karakterliler mutluluğu imkansız uzamlarda düşlediklerinden bu hal sadece patolojik kişilikler yaratır.

 

En büyük mutluluk öğrenmektir. ‘Kaleme ve yazdıklarına andolsun’ diyerek, durmaksızın; beşikten mezara kadar öğrenmek.

 

Mutluluk, sabiteleri olmaktan geçer. Bu sabiteler dogma değildir. Aksine dogmaları da sarsacak öz bilgilerdir. Bu meyanda ‘kopmak bilmeyen kulp/urvetu’l vuska’ ya da  ‘Arşimed manivelası’ pekiştirici birer örnektir.

 

Zamanda yoğunlaşarak hem bugünün hem de geleceğin tadını çıkarmalıyız. Yalnız bugün diyenler ehli zevk olup sadece gelecek diyenler de mücadeleden korkanlardır. Onun için Celaleddin Rumi’nin pergel metaforunda olduğu gibi bir ayağımız bugünde diğeri ise gelecekte dolanmalıdır. Yaşama bilgeliğinin sırrı bu dengede yatar.

 

Seneca gibi, ‘her bir güne ayrı bir ömür gibi bakmalı’.

 

Ve örneğin bir mümin, her namazını kıldığı son namaz gibi karşılamalıdır.(M.Görmez)

 

Nihai ruhsal sükunet ya da tatmin olmuş nefis için kurgusal korkulardan sıyrılmak gerekir. Bütün simulakrlara hayır diyebilmek ve sahte ilahların tehditlerine meydan okumak yani.

 

Bir yaratıcının olmasının olmamasından daha iyi olmasını, Dostoyevski’nin, ‘tanrı olmasaydı her şey mübah olurdu’ cümlesinde yatan ‘varlık’ endişesi ile tefsir ederek huzura yakın durmak mümkün.

 

‘Görüş, etki ve temas alanımız ne kadar darsa, o kadar mutluyuzdur. Bunlar ne kadar ne kadar genişse, o kadar ıstırap çeker, üzülürüz’ der Schoupenhauer.

 

‘Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bundan sorumludur’ diyen ilahi ifadelerdeki gibi.

 

Faydasız bilgiden Allah’a sığınırım’ diyen peygamberimizin de galiba işaret ettiği gereksiz bilginin akla ziyan ve saadete engel halleridir.

 

Ağırbaşlı yaşamak ve tecrübeleri daima gözden geçirip irdelemek lazımdır. Yalnızlığı sevmek (Hira tecrübesi) ve kendiyle yüzleşebilmek teknik bir donanım ve ahlaki seviyedir.

 

Onun içindir ki peygamber, ‘Hesaba çekilmeden ince nefislerinizi hesaba çekin’ demiştir.

 

Örneğin Pythagoras, uyumadan önce gün boyunca yaptıklarımızı gözden geçirmemizi önerir.

 

Kendimize yetecek seviyeleri yoklamak mutluluğu kalıcı kılar. Ayakları üzerinde durabilmek ya da daha iddialı bir söz olarak ‘tek başına bir ümmet olabilmek’ huzurun garantisidir diyebiliriz.

 

Kolay tatmin olmak, teferruatın aklı çelen çengellerinden korunmak, şekilciliğin makinalaştıran tekrarcılığından ve Batıniliğin varlığı şüphe zeminine oturtan ayartıcılığından sakınmak nefsin itminanı açısından daha doğrudur.

 

Bir işe girişmeden önce inceden inceye düşünmeli, etraflı tetkikler yapılmalıdır; işe koyulduktan sonra ise istikrar ve sabır ile sonuca kilitlenmelidir.

 

Sahip olduklarımızdan uzaklaşma duygusu hatta duygunun ötesinde bir gerçeklik olarak sahip olduklarımızı paylaşma davranışı huzur ve mutluluk için en büyük vesilelerdendir. Çünkü İnfak, nifaktan emin kılacaktır.

 

Bilmediğimizi bilmek ve bilmediklerimizin bizim dışımızda varlığını kabullenerek bilenlerden bildiklerini sormak en büyük erdemdir.

 

Hayat hareketten ibarettir’ der Aristo.  Bunun için düşünce ve beden dünyamızdaki mikro hareketi daima dış dünyadaki makro harekete muvafık tutmalıyız. Hedefe kilitlenmiş bu hareket ve yoğun uğraşı hali kişiyi daima moral değerler açısından zinde tutacaktır ki rahmetli Sait Çekmegil bu hali, ‘Müslüman ihtiyar olmaz’ sözü ile açıklamıştı.

 

Hz. Ali dostluk ve düşmanlığa ait çok değerli bir kriter sunar. Buna göre, dostluğun sınırını öylesine hassas belirlemeliyiz ki, süreç düşmanlığa dönüşürse paylaşımlarımızdan pişman olmayalım. Aynı şekilde düşmanlığın sınırlarını da öylesine hassas dokumalıyız ki, süreç barış ile neticelendiğinde paylaşacak bir şeyler kalmış olsun.

 

İnsanlara dair kanaatlerimiz için sayısız örnekler beklemek olgu-netice ilişkisini anlamsız bir sürece yayacaktır. Asıl hikmet, bir damla kanda yatan sınırsız ipucu gibi, bir sözde, bir davranışta muhatabın ruh ve kişilik dünyasını tanıyabilmektir.

 

İncil’e kulak verip başkasının gözündeki çöp ile kendi gözümüzdeki mertek arasında kıyaslamalar yapmak; afakta kusur aramadan önce enfüse dair cesur saptamalar yaparak benliği kınamak mutluluğu bize daha yakın kılacaktır.

 

Kibar davranışlar vicdanın ve fıtratın sesidir; kabalıklar ise yabancılaşmanın.

 

Sükut ağacından huzur yemişleri devşirmek istiyorsak nebevi hikmete kulak vererek, ‘az da olsa istikrarlı eylemler’ üretmeliyiz.

 
Etiketler: YAŞAM, BİLGELİĞİ, YA, DA, MUTLULUK, ÖĞRETİSİ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Beşiktaş
62
0
4
8
18
30
3
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
4
Fenerbahçe
60
0
4
9
17
30
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Göztepe
44
0
10
8
12
30
7
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
8
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
9
Kasımpaşa
40
0
12
7
11
30
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
12
8
10
30
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Teleset Mob. Akhisarspor
35
0
13
8
9
30
13
Antalyaspor
35
0
13
8
9
30
14
Atiker Konyaspor
32
0
14
8
8
30
15
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
16
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
17
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.