24.05.2012 21:46:56
    Ana Sayfam Yap   |   Favorilerime Ekle   |   Künye   |   Reklam   |   İletişim
ARA
Ana Sayfa  |   Güncel  |   Siyaset  |   Ekonomi  |   Spor  |   Kültür-Sanat  |   Sağlık  |   Eğitim  |   Magazin  |   Medya  |   Dünya  |   Fotoğraf  |   İhale İlanları
SON DAKİKA :
24.05.2012 12:40:06   ASFALT MICIRI NAKLİ HİZMETİ ALINACAKTIR  |   24.05.2012 12:37:30   GÜNEŞ ENERJİSİ İLAVE KOLEKTÖR YAPIM İŞİ  |   24.05.2012 12:33:59   4 KALEM KUMANYALIK GIDA ÜRÜNÜ ALIMI  |   24.05.2012 12:25:24   Jandarma yol kontrolünde 3 kilo esrar ele geçirdi  |   24.05.2012 12:19:56   İl Afet'ten Türkiye İkincisine Ödül  |   24.05.2012 12:13:46   Eğitim – Bir- Sen'den 7 istifa  |   24.05.2012 12:04:52   Genç, Yeşil-Beyaz'a boyanıyor  |   24.05.2012 11:58:37   Güvençer'den CHP'ye ziyaret  |   24.05.2012 11:52:50   Dükkânların teslimatı ne zaman olacak?  |   24.05.2012 11:47:23   “Kapatma kararları illegal alana teşvik ediyor”  |  
İLÇELERDEN :   |   Merkez  |   Adaklı  |   Genç  |   Karlıova  |   Kiğı  |   Solhan  |   Yayladere  |   Yedisu
 

YUSUF ALİOĞLU
Yazarın diğer yazıları
Toplam: 37 yazı

İLİM YAYMA CEMİYETİ 60 YAŞINDA


1990’lı yıllardı.

Ruşen Çakır’ın ‘Ayet ve Slogan’ adlı eseri henüz yayınlanmıştı.

Her çevrede kitabın taşıdığı nesnel gerçeklik ve özelde kendilerine ait tanımlar, portreler tartışılıyordu.

‘Öteki’nin gözünden yapılmış bir ‘İslami piyasa’ çalışması, doğrusu Müslüman çevreler için bir miktar okşayıcı, bir o kadar da kışkırtıcı olmuştu.

Konuyla ilgili yoğun gündem üzerine İlim Yayma Cemiyetinde de R.Çakır ile kitabı üzerine bir söyleşi yapılmıştı.

Yazarın kitabını tanıttığı demlerin birinde, ilk defa orada gördüğüm ve sonraları adı İHH Başkanlığı ile özdeşleşen Bülent Yıldırım adlı şahsın, bana göre son derece kaba bir tutumla, yazarın sözünü kestiğini ve durmadan yazara ve sola eleştiriler getirerek bir miktar programı sabote ettiğini hatırlıyorum.

Sonraları İHH ile yurt içinde ve dışında mükemmel organizasyonlara imza atan B. Yıldırım’ın bu davranışını gençlik heyecanları diyerek geçmiş ve takdir etmiştim.

Bunları niye mi anlatıyorum?

Fakülte kampüsündeki bir çınar ağacının gövdesinde gördüğüm A4 kağıda yazılmış ‘Konferansa Davet’ ilanından itibaren her çarşamba günü öğleden sonra farklı düşünce yapısından insanların davet edildiği İlim Yayma Cemiyeti konferans salonundan çıkmaz olmuştum.

Yeni dostluklar ve farklı gözlemler adına bir mektep olmuştu burası benim için.

Bir müddet sonra ikinci kez yolum kesişmişti bu cemiyet ile.

Kaldığım devlet yurdunun soğuk duvarlarından içimi ısıtacak, yalnızlıklarıma ve kaçışlarıma liman olacak bir mekan arayışında idim.

Kozmik fırtınaların biraz Fethi Paşa Korusundan biraz da Emirgan parklarından savurduğu müzmin muhalifliğim ile Fatih Erkek Öğrenci Yurdunda bulmuştum kendimi.

Fatih’in inanç kokan sokaklarında bir iç mekan gibi duruyordu yuvarlak taş döşeli yolları ile öğrenci yurdu. İki aylık bir çentik de buradan atmıştım mekan sergüzeştime.

Başbakan R.T.Erdoğan’ın 60. yıl kutlama mesajında, geniş bir kitlenin eğitiminde fedakarane bir sorumluluk üstlendiğini belirttiği bu camianın rolünü aynel yakin tecrübe etmiştim o yıllarda.

Sonraki zamanlarda cemiyetin, M.Akif’in Asım’ın nesli dediği nesle talip oluşunu gözledim.
Bu nesil için donanımlarını yeterli bulmuyordum. Tasavvuf, mezhep, millicilik gibi aşılması gereken konular vardı. Ama erişilen bir güven havası da vardı ki, rasyonel kullanıldığında pek çok işe yeter de artar cinsten idi.

Uzun yıllar sonra Balyoz Darbe Planında İlim yayma Cemiyetinin bölücülük ve irtica yaftasıyla anıldığını gördüm.

Geçmişte ise bazı kesimler, MTTB gibi İlim Yayma Cemiyetini de anti komünist bir yapılanmanın sonucu sayarlardı. Nereden nereye, ilginç…

Soğuk savaş döneminin psikolojik harp taktikleri idi her ‘sevilmeyeni’ komünist ya a faşist diye ötekileştirmek.

Doğrusu ülkemizde böylesi sipariş kurumlar da yok değildi..

‘Türk modernleşmesi, tek parti dönemi ve Müslümanlar’ gibi konular üzerine okumalar yapan herkesin göreceği gibi, yoğun baskı ve yıldırmalardan dolayı İslamcı düşünce, ana gövde olarak, milliyetçi yapılanmaların gölgesinde kendisini çok partili döneme atabilmiştir.

‘Bu ülkeye şeriat bile gelecekse biz getiririz’ diyen ve İstiklal Mahkemeleri ile muhalefetin kökünü kazıyan otoriter bir yapılanma karşısında yeraltına çekilme, sessizliğe bürünme gibi davranışlar yanında, millicilik yedeğinde yarınları omuzlama bir yöntem olarak kabul edilmişti.

Uzun yıllara yayılan bu siyasal davranış maalesef arızi bir mütalaayı yapısal bir tasavvura dönüştürmüştü.

Yani araçsal olarak kullanılan ‘millicilik ve türevleri’ zamanla asla tekabül etme aşamasına gelerek amaç konumuna geçmişti.

1960’lı yıllarda başlayan tercüme hareketleri, bağımsız okumalar ve düşünceler ile bazı insanlar bu fasid daireyi aşabildilerse de bazılarında vazgeçilmez bir düşünceye dönüştü millilik.

1924 Anayasasında Milliyetçilik, 1961 Anayasasında Milli Devlet ve 1982 Anayasasında ise Atatürk milliyetçiliği olarak ifade edilen anlayış ile muhafazakar çevrelerin sahiplendiği milli anlayış arasında kategori ve ton farkları olduğunu kabul etsek de, bu modern fitnenin açtığı onulmaz yaraların hala devam ettiğini de görmeliyiz.

Millicilik ve türevleri ulus devlet projesinin bizdeki ‘din, devlet ve sosyoloji’ harmanlaması idi. Ümmetten savruluşun yarattığı modern bir sapma olan millicilik, milletten gelen dini aidiyet anlayışını da böylece tahrif etmişti.

Tekrar İlim Yayma Cemiyetine dönecek olursak;

Emin Saraç Hocaefendi’ye göre 1951 yılında din gayretiyle yanıp tutuşan 68 hayırsever bir araya gelmiş ve İlim Yayma Cemiyetini kurma kararı almışlardı.

Kur’an’ın yasak olduğu bir diyarda Kur’an okunacak olması, tek parti döneminde ihmal edilen din eğitiminin yeniden yapılabilecek olması ve yetiştirilecek talebeler bu ekibi daha da azimli kılıyordu.

Yaptığı eğitim hizmetlerden dolayı Adnan Menderes hükümetinin1953 yılında cemiyete ‘Umumi Hizmetlere Hadim’ payesini verdiğini görüyoruz.

Büyük ve gerçek resim içinde pek parlak durmayan İmam-Hatip okulları adına da cemiyetin kesintisiz hizmetleri olduğunu görmekteyiz.

1966’da cemiyete bu kez cumhurbaşkanlığı tarafından eğitim hizmetlerinden dolayı şükran plaketi verilir.

1973 yılında ise cemiyetin daha sağlam bastığını ve hedef büyüttüğünü görüyoruz ki bunun alameti de dernekten vakfa geçiş kararıdır.

Halen 110 şubesi ile farklı eğitim düzeyindeki öğrencilere hizmet vermeye devam ediyor İlim Yayma Cemiyeti.

Birilerinin geçmişte ve bugün bu tür yapılar üzerinden siyasal mühendislikler yaptığını ve yapmaya devam edeceğini tahmin etmek zor değil.

Kimin ne hesabı var bilinmez.

Ama Allah’ın her durumda bir hesabının olduğu ise muhakkaktır.

İnsanoğluna düşen, komplo teorileri ardında bir ömür çürüterek süfli temayüllerini tatmin etmek yerine, hakikatin izinden yürüyerek nihai aydınlıklara çıkmak olmalıdır.

Dönemsel adlandırmalar ve işlevsellikler aklımızı tüm zamanlar için dondurmamalı ve yapılanları iyi ve kötü diye ayırarak iyi olanlar için teşekkür etmesini; ebrara da vefa göstermesini bilmeliyiz.

Çünkü İslam ahlakına göre, ‘müminler sözü dinleyen ve güzel olanına uyanlardır’.

60. yılını idrak eden İlim Yayma Cemiyetine yaptığı hayırlı işlerden dolayı teşekkür ediyoruz.



22 Şubat 2012 Çarşamba 19:21

+ Yorum yazmak için tıklayın



Bu yazıya yapılan yorumlar



    İlginizi çekebilecek diğer haberler

Bingöl Gazetesi YAZARLARI
Ramazan N. Berdibek
YUSUF ALİOĞLU
Zeki ALİMOĞLU
Orhan BURAKGAZİ
ANKET
Dershaneler kapatılmalı?
Evet
Hayır

Ankete oy kullanmak için tıklayın