23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açılır" />
02.08.2014 03:20:13
    Ana Sayfam Yap   |   Favorilerime Ekle   |   Künye   |   Reklam   |   İletişim
ARA
Ana Sayfa  |   Güncel  |   Siyaset  |   Ekonomi  |   Spor  |   Kültür-Sanat  |   Sağlık  |   Eğitim  |   Magazin  |   Medya  |   Dünya  |   Fotoğraf  |   İhale İlanları
SON DAKİKA :
01.08.2014 09:21:54   Korucular 'tepki' kararından vezgeçti  |   01.08.2014 09:18:01   CHP Milletvekili Sarı, Bingöl'de  |   01.08.2014 09:12:52   BÜRKEK: DESTİCİ'NİN KARARINI TANIMIYORUZ  |   01.08.2014 09:04:27   Sağlık Personeline saldırı kınandı  |   01.08.2014 09:00:50   Tanker faciasında ölenlerin sayısı 26'ya yükseldi  |   01.08.2014 08:57:11   Kardeşler kaza kurbanı oldu!  |   01.08.2014 08:49:18   Üniversiteye 3 bin 700 yeni öğrenci  |   01.08.2014 08:43:16   Toprağa verildiği gün düğünü vardı  |   31.07.2014 11:56:49   13 KALEM TIBBİ CİHAZ  |   31.07.2014 11:51:23   Performans ödevi kaldırıldı  |  
İLÇELERDEN :   |   Merkez  |   Adaklı  |   Genç  |   Karlıova  |   Kiğı  |   Solhan  |   Yayladere  |   Yedisu
 

YUSUF ALİOĞLU
Yazarın diğer yazıları
Toplam: 98 yazı

HÜSEYİN AVNİ BEY

23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açılır.

Daha sonraları ‘Birinci Meclis’ olarak anılacak olan bu meclisin ömrü yaklaşık 3 yıldır. (Nisan 1920-Nisan 1923)
İlk meclis, hem kapatılan Meclis-i Mebusan hem de kısa zamanda ve zor şartlarda yapılan seçim sonrasında ülkenin dört bir yanından gelen vekillerden oluşur.

Duygu ve düşüncelerin önceleri hilafet ve vatanın geleceği gibi konularda ziyadesiyle homojen olduğu bu meclis, zamanla kendi içinde farklı grupların oluşmasına tanıklık eder.

10 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal ve arkadaşları ‘Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ni kurarak gruplaşmanın ilk resmi adımını atarlar.

Siyasal hayatımıza Birinci Grup olarak literal zenginlik katan bu grubun teşekkül biçimi, amaç ve yöntemlerine itiraz sadedinde bir isim ile karşılaşırız ilk mecliste.

Bu kişi aslen Kiğı’lı olan Erzurum mebusu hukukçu Hüseyin Avni Bey’dir.(1887-1948)

Birinci Grubun gayri resmi teşekkülünden 2 gün sonra gelişmelere itiraz sadedinde bir önerge verir meclise.

Önergesinde özetle, bazı üyelerin dışarıda bırakılarak yeni bir grubun kurulmasını meclisin kuruluş gayesinden sapma olarak değerlendirir.

Gerçektende bu öngörü 9 Eylül 1923’te Halk Fırka’sının kurulması ile haklı çıkar.

Mecliste Birinci Grup oluşunca aynı sistem ve örgütlülük halinde olmasa da muhalif duranlardan oluşan bir de İkinci Grup oluşur.

Ancak İkinci Grup lideri olmayan, müntesip sayısı netleşmemiş, homojen bir söylemden uzak, entelektüel düzeyi yüksek muhafazakar bir grup olarak siyasi hayatımızda sonraki şekillenmelerin bir altyapısı şeklinde yerini alır.

Hüseyin Avni Bey de İkinci Grubun önde gelenlerindendir.

Mehmet Altan’a göre, o, Cumhuriyetin yanlışlarını eleştirme cesaretini gösteren ilk demokrattır. İstiklal mahkemelerinde yargılanmayı göze alacak kadar doğru bildiklerine inanmış biridir.

Birinci mecliste zabıt memuru olarak çalışan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na göre ise o ikinci grubun başkanı olarak görülürdü. (Cumhuriyetin Tarihi, A.C. ERTUNÇ)
Rauf Orbay’a göre, onu ve arkadaşlarını bu duruşa sevkeden ‘ devlet ve hükümet işlerinin meclis kontrolünden uzaklaşarak tek kişinin hakimiyetine girme tehlikesidir.’

Bu tek kişi de hem Meclis, hem Hükümet başkanı hem de Başkumandan sıfatlarıyla bütün yetkileri elinde toplayan Mustafa Kemal’dir. (R.Orbay/Cehennem Değirmeni)

Hüseyin Avni ve arkadaşları bu muhalif duruşlarını 16 Temmuz 1922 tarihli üç maddelik bir deklarasyon ile kamuoyu ile paylaşırlar. Bu maddeler arasında ‘milli egemenlik, temel hakların korunması ve her türlü istibdad karşıtlığı’ vardır.

Birinci gruptan farklı bir sistem tanımı yapmadıkları halde Hüseyin Avni ve arkadaşları daima ‘irtica’ damgası ile anılmışlarıdır.
Bu durumu Ahmet Demirel, ‘ Türkiye’de birçok muhalif hareketin başına geldiği gibi, İkinci Grup da ‘irtica’ damgası vurularak kolay yoldan mahkum edilmiştir’ şeklinde tespit eder.

İrtica yanında Hüseyin Avni Bey’in itham edildiği bir diğer konu da saltanatçılıktır.

Oysa 24 Nisan 1920’de mecliste yaptığı bir konuşmada maksadının sultan olmadığını ve dahi sultanların birer heyula olduğunu belirterek safının meclis egemenliğinden yana olduğunu açıkça ifade etmişti.

Hüseyin Avni Bey’in Mustafa Kemal muhalefetini de aslında bu minvalde yani her türlü tek adam otoritesine itiraz sadedinde anlamak mümkündür.

Hüseyin Avni Bey’in eleştirilerinden biri de meclise ait yetkilerin meclis bilgisi dışında Bakanlar Kurulunca ve Meclis Başkanınca kullanılmasıdır.

Ona göre Bakanlar Kurulu meclisten bağımsız bir makam değildir. O ancak meclis çoğunluğu ile alınmış kararları imzalar ve yayımlar.

Bu düşüncesiyle de erkler arasında yasamayı ne kadar önemsediğini görmek mümkündür.

1921’de gündeme gelen olağanüstü yetkili savaş komisyonu teklifine de yine ‘meclis ve diktatörlük’ etrafında şekillenen konuşmalar ile tepki gösterir.

Hüseyin Avni Beye meclis kürsüsünden ateşli nutuklar attıran bir diğer konu da istiklal mahkemelerine verilen aşırı yetkilerdir. 1920’de önceleri asker kaçakları sorununu çözmek için kurulan bu mahkemeye daha sonra idam etme yetkisine kadar geniş yelpazede yetkiler verilir.

1921’de Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığa getirilmesi ve İstiklal Mahkemelerinin de kendisine bağlanması üzerine Hüseyin Avni Bey her şeyin İstiklal Mahkemeleri ve tek adamın eline geçtiğini bunun da meclisi tamamen devre dışı bıraktığını söyleyen konuşmalar yapar.

‘İhtilalin de bir hukuku vardır’ diyerek İstiklal Mahkemelerinin aynı zamanda büyük bir hukuksuzluk örneği sergilediklerini oysa memlekette yeterli hukuk okulunun ve ilgili mahkemelerin olduğunu belirtir.

Hukukun garantörlüğü çerçevesinde ayrıca kişi haklarının da düzenlenmesi ve güvence altına alınması talebi de birinci meclis çatısı altında Hüseyin Avni Bey ve arkadaşlarınca seslendirilir.

Hüseyin Avni Bey İstiklal Mahkemelerine karşı meclisin üstünlüğünü ve yetkilerini savunurken teşbih ve mübalağa sadedinde ‘Meclis isterse padişahı dahi geri getirir’ cümlesini kullanır.

1950’li yıllarda aynı düşünce ve coşku ile meclisin büyüklüğüne işaret etmek üzere Adnan Menderes’in kullandığı, ‘Siz isterseniz hilafeti dahi geri getirebilirsiniz’ cümlesine birebir paralel bu cümle kastının ötesinde yorumlara çekilerek iki siyasetçiye de sıkıntılar yaşatmıştır.

Basın özgürlüğü çerçevesinde de birinci grubun önemli adamlarından Yunus Nadi ile yaşadığı polemikler vardır Hüseyin Avni Beyin.

Yunus Nadi ‘basın hürdür’ diyerek basın üzerinden, ikinci grubu kastederek, ‘mecliste sultan ve padişahı isteyen sefil ruhlar’ olduğunu söyler.

Hüseyin Avni Bey de arkadaşları eliyle Yunus Nadi’nin tutarsız biri olduğunu gündemleştirir. Maraş mebusu Hasip Bey, Yunus Nadi’nin meclisi mebusanın fesih yetkisini padişaha veren raporu hazırlayan kimse olduğunu belirterek bir tutarsızlığa dikkat çeker.

Hüseyin Avni Beyin öfkelendiği zamanlar vardır. Bunlardan biri de ilk mecliste yaşanan bir faili meçhul vakasıdır.

Trabzon mebusu Ali Şükrü Beyin öldürülmesi üzerine yaptığı konuşmada milletin temsilcilerini katletmenin milleti katletmek olduğunu söyler ve hiddetle: ‘Ali Şükrü’ye kıyan bilekleri keseceğiz. O bilekler, isterse sırmalı paşa bilekleri olsun’ der.

Ali Şükrü Bey cinayetinin faili meçhul olarak kalmaması için çırpındığı anlardan biri de icra vekilleri sıfatıyla meclis kürsüsünde konuşmakta olan Rauf Bey’e, ‘Rauf Bey! Katilleri biz sizden istiyoruz’ şeklindeki çıkışıdır.

Lozan görüşmeleri esnasında Misak-ı Milli’den ödün verildiği gerekçesi ile ikinci grup sert muhalefet yapar. Bu haklılığı gören bazı birinci grup mebusları da ikinci gruba geçer. Meclisteki bu güç dengesini değişimi Hüseyin Avni Beyi kısa süreliğine de olsa meclis birinci Başkanvekilliğine getirir.

Bu eksen kaymasını gören birinci grup seçim ister. Seçim komisyonu başında Mustafa Kemal Paşa vardır. İkinci meclis açıldığında birinci gruptan sadece üç kişi vardır. Böylece bu grup tasfiye edilmiş olur.

Meclis ve vekillik, şahsiyet ve sorumluluk bilincini geliştiren toplumsal araçlardır. Teklif ve liyakat esaslarına göre bu kavramların çok yönlü içeriğine vakıf olmuş Hüseyin Avni Bey gibi onurlu isimler vekillik yaptı bu topraklarda…

Usulsüz yöntemler ve haksız seçimlerle tetikçi caniler de vekil oldu maalesef. Meclis koridorlarında militanlık yaparak terör estiren basit adamlar da vekillik yaptı bu topraklarda.

Öyle veya böyle. Onlar bir ümmet idiler; gelip geçtiler. Söz sırası şimdi bizde.
Halkın vekaleti bizi sorumlu, şahsiyetli, hayır diyebilen kimliklere mi götürüyor yoksa renksiz, kokusuz, işbirlikçi sünepe sürüngenlere mi dönüştürüyor. Mesele bu…

25 Nisan 2012 Çarşamba 11:26

+ Yorum yazmak için tıklayın



Bu yazıya yapılan yorumlar



    İlginizi çekebilecek diğer haberler

ANKET
Dershaneler kapatılmalı?
Evet
Hayır

Ankete oy kullanmak için tıklayın