30.07.2014 18:08:07
    Ana Sayfam Yap   |   Favorilerime Ekle   |   Künye   |   Reklam   |   İletişim
ARA
Ana Sayfa  |   Güncel  |   Siyaset  |   Ekonomi  |   Spor  |   Kültür-Sanat  |   Sağlık  |   Eğitim  |   Magazin  |   Medya  |   Dünya  |   Fotoğraf  |   İhale İlanları
SON DAKİKA :
25.07.2014 22:20:46   Başkan Barakazi'den Bayram Mesajı  |   25.07.2014 22:17:07   Vali Taşyapan'ın Bayram Mesajı  |   25.07.2014 22:11:29   Engelliler Derneği'nden Ramazan Yardımı  |   25.07.2014 22:07:35   B.Ü Genel Sekreterine 'Üstün Başarı' ödülü  |   25.07.2014 22:01:52   “Yolsuzluğun üzerine gitim başıma gelmeyen kalmadı”  |   25.07.2014 21:54:32   Elazığ yolunda kaza: 1 ölü, 4 yaralı  |   25.07.2014 21:49:22   'Gazze Direnişiyle Dayanışma Gecesi'  |   25.07.2014 21:41:22   Bingöl'den Erdoğan'a destek  |   25.07.2014 11:59:04   1994/3 Tertipler Silah Altına Alınıyor  |   25.07.2014 11:52:25   Araçların tamir edildiğine çok sevindik  |  
İLÇELERDEN :   |   Merkez  |   Adaklı  |   Genç  |   Karlıova  |   Kiğı  |   Solhan  |   Yayladere  |   Yedisu
 

YUSUF ALİOĞLU
Yazarın diğer yazıları
Toplam: 98 yazı

İNSAN, TOPLUM VE DEĞİŞİM

Batının ‘insan sayıltıları' üzerine kafa yoran Pitirim Aleksandrovich Sorokin (1889-1968), içgüdü, akıl, mantık, duygu ve heyecan gibi boyutlara indirgenmiş ve tek yanlı olarak işlenmiş insan tanımlarını eleştirir.(A.Erkilet)

Ona göre insan, her şeyden önce düşünebilen bir varlıktır.

Çünkü insan öncelikle kendisine, sonra etrafındaki eşyalara ve olaylara, sonra da bütün evrene dair tanımlar yapabilen yegane varlıktır.

Bundan dolayı da, ‘insan, her zaman amatör bir kuramcıdır’ der.

O, gerçekliğin henüz kavranamayan boyutlarına dair hipotezler geliştirir durur.

İnsan bir yandan maddi olmayan anlamlar üzerine yoğunlaşırken diğer yandan bu anlamı zaman ve mekan koordinatlarına döktüğü eşyalar üzerine yoğunlaşır.

Yani anlamlar, ‘tasarlanır, cisimleşir ve toplumsallaşır’.

Eşya ve anlam ilişkisi üzerine yoğunlaşmaları da, insanın hem düşünebilen bir varlık olduğu tezini hem de Sorokin’in bütüncü felsefesini destekler.

Sosyo-kültürel bileşenler olarak ‘anlam, araç ve insan’ üçlüsünü kullanan Sorokin, bu yapı üzerinden anlam kümelerinin bütünlük ve meşruiyet kazandığını söyler. (Sosyo-Kültürel Dinamikler, P.A.Sorokin)

Örneğin, Seyyid Kutub’un Fizilali-l Kur’an adlı dirayet tefsirinde ısrarla tekrarladığı bir tez vardır: ‘İslam olmazsa Arabın ne değeri kalır’. Buna göre, insanı değerli ve eşyayı faydalı kılanın ‘anlam’ üzerinden yapılmış fonksiyonel ve tamamlayıcı bir tanımlama olduğunu söyleyebiliriz.

Bunun gibi, coğrafya, bayrak, metin gibi maddi bileşenlerden de değeri yani anlamı çektiğinizde geriye ne kalacaktır.

Kur’an, peygamber, cami, mescit, tarih, gelenek gibi anlam kümelerini de bağlam örgüsünden kopardığınızda, maddi şekiller, tarihsel figürler, mimari şaheserler dışında geriye ne kalır.

Bu teoriye siyasal anlamda baktığımızda ekonomik ve teknik verilerin sarhoşluğuna kapılmış günümüz Türkiye’sinde de değer ve anlamdan uzaklaşmış ezici kalabalıklar neyi ifade edeceklerdir.

Kötülüklerden alıkoymayan bir namazın geçersizliği işlenmeli ve kalabalıkların kaldırımlara taşan ibadet şovlarına bir derinlik katma endişesi gündemleştirilmeli iken, cami sayılarının arttırılması ve stratejik bölgelere biraz da rövanş ve siyasal tatmin amacıyla kurulan ruhsuz camilerin ne anlamı olacaktır.

Onun için Sorokin ısrarla üç bileşenin birlikte olmasını ve sistemin ancak böyle kurulabileceğini savunur.

Demek ki öncelikle iç bütünlüğe yani çelişkilerden arınmaya ihtiyaç vardır. Yoksa toplum, eşya ve anlamlar yığınına dönüşür ki günümüzde izlenen banka, cami, borsa, cemaat, kar, umre, reklam, infak, ibadet, görünürlük gibi psiko-sosyal ve ekonomik göstergeler iç içe geçerek anlamlı bir bütün olmaktan uzaklaşır.

Sorokin’e göre toplumlarda siyasal ve dini örgütlenmeler kaçınılmazdır.

Bu iki yapının süreç içindeki etkileşim ve gerginliklerinden de ‘din, dil, bilim, sanat ve etik-hukuk’ sistemleri doğar.

Bu beşli yapı toplumsal kurumların ve kuramların altyapısı olarak işlev görür yani morfolojiden muhtevaya geçişi sağlar. (Toplumsal Yapı ve Değişme Kuramları, A.Erkilet)
Sisteme ait iletkenlik ve çeşitlenebilirlik kavramları üzerinden de iç ‘tutarlılık ve seçicilik’ kavramları ile tanıştırır bizi Sorokin.

Mekke’ye gelerek iman ettiklerini ve mü’minler arasında yer almak istediklerini belirten kadınların bir sınava tutulmasının istenmesi (Mümtehine/10); münafıklar için yetmiş defa ya da sittin sene (Tevbe/80, M.Öztürk, Kuran’ı Kerim Meali) bağışlanma dilense de bunun kabul olunmayacağının belirtilmesi ya da ‘öğüt fayda vecekse öğüt verilmesi’ (A’la/9) gibi örnekler sistem ve iç tutarlılık-seçicilik bağlamında anılabilir.

Cari siyasal davranışlarımızdan olan darbe öncesi ve sonrası farklı tutumlar ile iktidar partilerine ‘değer/anlam’ farkı gözetmeksizin geçişler ve kabuller de sistem ve tutarlılık-seçicilik bağlamında vurucu örnekler olarak kaydedilebilir.

Düşünsel-kültürel hareket adına geliştirilen ve kökleri Anadolu mistisizmi ile Zerdüştlüğe çıkan ‘hoş görü’ efsanesi de, ‘kim olursan ol yine gel’ sıradanlığı ile beraber sistem ve tutarlılık-seçicilik konusunda hatırlanmalıdır.

Aynı yöntemle, ‘din, dil, hukuk-etik, sanat ve bilim’in oluşturduğu yapısallık içinde okunduğunda, hükümetin meclisteki aritmetik üstünlüğe dayanarak seçtiği ombudsman için getirilen eleştiriler de sistem ve tutarlılık-seçicilik açısından isabetli siyasalar olarak karalanmalıdır.

Bu noktada, çözümlememizi Sorokin’ci ‘mekansallık ve değişim’ üzerinden anlamaya çalışırsak, öncelikle anlam bileşenine yer vermesi ve onu sosyo-kültürel bir referans çerçevesine oturtması, Newton ya da Eistein mekansallığından farklı bir tanıma götürür bizi.

Buna göre anlam sistemi ne kadar dirençli olursa mekansallığa bağlı dışsal etkiler o kadar az belirleyici olacaktır.

Peygamberin vefatı sonrasında büyüyen Müslüman toplumların mekansallık bağlamında yaşadıkları karşılaşmaları göğüsleyememeleri ve farklı din ve kültürlerden etkilenerek içe dönük savrulmalar, yabancılaşmalar, tartışmalar yaşamalarını anabiliriz.

Ya da modern anlamda batılı tasavvurun önceleri fiziksel şimdilerde de siber sömürü faaliyetlerinin aynı zamanda bir akıl ve tutum/davranış olarak alt kümelerde kalıcılık bulması da mekansallık ve direnç meyanında anılabilir.

Bir kültür merkezi olma vasfını kaybeden Osmanlının modernleşme sürecinde batıya gönderdiği adamların pozitivist ve aydınlanmacı düşüncelerle dönmeleri de aynı konunun örmeklerindendir.

Mekansallık, değişim ve direnç bağlamında anılması gereken bir diğer ters işlem de değişim olayında kısmen ve düşük oranda da olsa etkileyenin de etkilenmesidir.
Oryantalizmin doğu seferlerine ait kayıtlarına bakıldığında karşılaşılan kütüphane, bilgi, sanat, mimari, ahlak, edebiyat gibi konularda bir etkilenme ve buna ait tartışmaları farklı alanlara taşıma süreci gözlenecektir.

İdealizm tuzağına dikkat ederek konuştuğumuzda, görece gelişmiş ülkelerin tıp, sinema, spor, bilim gibi alanlardan bazı ünlü isimlerinin doğu egzotizmine, günlük yaşamına ve inanç ritüellerine gösterdikleri ilgiyi de tarihteki bu sürecin devamı olarak okumak doğru olacaktır.

‘Tarih her zaman eski ve aynı azmanda yenidir’ diyen Sorokin, üç aşamalı çevrimsel tarih yaklaşımı ile lineer tarih öğretisinden ayrılır. Ona göre değişimler yaratıcı bir tekrar içinde devam eder dururlar. Çünkü Sorokin’e göre değişme sistemin asli niteliklerinden biridir. İçeride ve dışarıda birlikte değişim yaşanmaktadır.

Sorokin, değişimin sistemin özünde/içinde olduğunu dahası değişim üzere bir sistem içinde olduğumuzu savunur ki bu yaklaşım Descartes ve Newton mekaniğinden çok Molla Sadra, Maxwell ve Faraday’ın ‘dinamik evren’ yaklaşımına daha yakın durmaktadır.

07 Aralık 2012 Cuma 15:12

+ Yorum yazmak için tıklayın



Bu yazıya yapılan yorumlar



    İlginizi çekebilecek diğer haberler

ANKET
Dershaneler kapatılmalı?
Evet
Hayır

Ankete oy kullanmak için tıklayın